2 Mayıs Cumartesi akşamı İzmit, sadece bir tiyatro oyununa değil, derin bir yüzleşmeye ev sahipliği yaptı.
Değerli dizilerden tanıdığımız başarılı oyuncu Barış Hayta, “Babam Dünyanın En Büyük Şairi” ile tiyatroseverlerle buluştu. Ancak bu buluşma, alıştığımız sahne deneyimlerinin çok ötesindeydi.
Bu yazıda oyunun hiçbir sahnesine dair detay vermek istemiyorum. Çünkü bazı hikâyeler anlatılmaz, yaşanır. Ve bu oyun, izleyicinin o yolculuğu kendi içinde tamamlaması gereken bir yerden akıyor.
Sadece şunu söyleyebilirim:
Bir çocuğun iç dünyasına, eksikliklerine, arayışına ve anlaşılma ihtiyacına dokunan çok güçlü bir anlatım var sahnede.
Barış Hayta, duygu geçişleriyle, sahne hâkimiyetiyle ve etkili anlatımıyla izleyiciyi içine çekiyor. Müzik, ışık ve ritim… Hepsi bir bütün olarak çalışıyor ve sizi oyunun dışına çıkarmıyor.
Oyun boyunca zihnimde hep aynı sorular dolaştı:
“Şimdi ne olacak?”
“Birazdan ne hissedeceğim?”
Ve belki de en önemlisi:
“Ben bu hikâyenin neresindeyim?”
Tek kişilik oyunların en büyük sınavı, izleyiciyi baştan sona yakalayabilmektir. Bu oyun, o sınavı fazlasıyla geçiyor. Ne zaman geçtiğini anlamadığınız bir süre, ama bittikten sonra uzun süre sizinle kalan bir etki…
Bugün çok oyun izliyoruz. Ama çok azı gerçekten içimize dokunuyor.
“Babam Dünyanın En Büyük Şairi”, o nadir işlerden biri.
Oyunun yazarı Dr. İpek Wiesmann, yönetmenleri Dr. İpek Wiesmann ve Yerkan Kahraman.
Müziklerde Zülfü Livaneli ve Ali Kocatepe’nin imzası var. Müzik direktörlüğünü Tuna Velibaşoğlu üstleniyor.
Proje tasarımında Ravi Esra Can, afiş tasarım ve görsel yönetimde Şahin Tühan, ışık efektlerinde Harun Özden, dekorda Tolunay Türköz, styling’de Esra Meriç yer alıyor.
Saç ve makyajda Esra Meriç ve Gamze Kara, dijital oyuncularda ise Sinan Akad ve Alim Ozan katkı sunuyor.
Ve evet…
Bazı oyunlar anlatılmaz.
Sadece izlenir.








