Vatandaş Soruyor: “Halkın Plajında Şezlonga ve Denize Girmeye Para Ödemek Zorunda mıyız?”
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte Sakarya’nın Kocaali ilçesinde bulunan sahiller ve halk plajları, vatandaşların en çok tercih ettiği dinlenme alanları arasında yer alıyor. Karadeniz’in serin sularında denize girmek, güneşten ve sahilin güzelliklerinden yararlanmak isteyen vatandaşlar, özellikle yaz aylarında sahillere yoğun ilgi gösteriyor.
Ancak bazı vatandaşların plajlarda karşılaştıklarını ifade ettiği ücretlendirme, şezlong uygulamaları ve denetim konusundaki sorunlar, kamuoyunda önemli bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Vatandaşların en temel sorusu ise oldukça açık:
“Burası halk plajıysa neden vatandaş para ödemek zorunda kalıyor?”
Deniz, güneş ve sahil, toplumun ortak kullanımına açık olması gereken doğal değerler arasında bulunuyor. Özellikle yaz aylarında dar gelirli vatandaşların aileleriyle birlikte denize girebilmesi, serinleyebilmesi ve birkaç saat olsun günlük hayatın yoğunluğundan uzaklaşabilmesi büyük önem taşıyor.
Ancak sahillerde şezlong, şemsiye ve çeşitli hizmetler karşılığında ücret talep edildiği yönündeki vatandaş şikâyetleri, “halk plajı” kavramının yeniden sorgulanmasına neden oluyor.
Bir plajın halk plajı olarak tanımlanması, vatandaşta doğal olarak ücretsiz veya herkesin makul koşullarda yararlanabileceği bir alan beklentisi oluşturuyor.
Elbette sahillerde temizlik, güvenlik, cankurtaran, duş, tuvalet, şemsiye ve şezlong gibi hizmetlerin belirli bir maliyeti olabilir. Bu hizmetlerin işletilmesi konusunda mevzuata uygun olarak ücretlendirme yapılması da ayrı bir konu.
Fakat burada asıl tartışılması gereken nokta şudur:
Vatandaş yalnızca şezlong kiralamadığı için denize giremiyor mu?
Eğer böyle bir uygulama varsa bunun açık, anlaşılır ve mevzuata uygun biçimde vatandaşlara anlatılması gerekiyor.
Çünkü vatandaşın cebindeki para, denize girebilmesinin ön şartı hâline gelmemeli. Şezlong kiralamak isteyen vatandaş ücretini ödeyebilir; ancak kendi havlusunu serip denizden yararlanmak isteyen vatandaşın da sahilden faydalanabilmesi, kamuoyunun beklentileri arasında bulunuyor.
Vatandaşların bir başka önemli şikâyeti ise yaşanan sorunlar karşısında denetim mekanizmalarının yeterince etkin çalışmadığı yönünde.
Bazı vatandaşlar, karşılaştıkları uygulamalar nedeniyle zabıtaya veya ilgili birimlere başvurduklarını ancak sorunlarının çözüme kavuşmadığını dile getiriyor.
Burada önemli olan yalnızca vatandaşın şikâyetinin dinlenmesi değil, şikâyetin hangi mevzuata göre değerlendirildiğinin ve sonucunun vatandaşla açık biçimde paylaşılmasıdır.
Kamu kurumlarının görevi yalnızca ceza kesmek veya işletmeleri denetlemek değildir. Aynı zamanda vatandaşın hakkını bilmesini sağlamak, kamuya ait alanların kullanımında adaleti gözetmek ve yaşanan sorunlara çözüm üretmektir.
Eğer bir uygulama yasal ise bunun gerekçesi vatandaşa anlatılmalıdır.
Eğer yasal değilse gerekli denetim yapılmalıdır.
Eğer uygulama mevzuata uygunsa fakat vatandaş tarafından yanlış anlaşılıyorsa kamu kurumları tarafından açık ve anlaşılır bir bilgilendirme yapılmalıdır.
Sakarya’nın Kocaali ilçesi, Karadeniz kıyısındaki uzun sahil şeridiyle yaz aylarında çok sayıda vatandaşın uğrak noktalarından biri hâline geliyor. Kocaali’nin sahilleri yalnızca ticari işletmelerin değil, toplumun ortak değeridir.
Sahillerin düzenlenmesi, işletilmesi ve vatandaşların kullanımına sunulması elbette belirli kurallar çerçevesinde yapılmalıdır. Ancak bu kurallar uygulanırken kamu yararının temel ölçüt olması gerekir.
Çünkü sahil yalnızca ekonomik bir alan değildir.
Sahil;
çocuğun ilk kez denizle buluştuğu,
ailenin birlikte vakit geçirdiği,
emeklinin dinlendiği,
dar gelirli vatandaşın yaz sıcağında nefes aldığı,
gençlerin arkadaşlarıyla güzel anılar biriktirdiği
ortak yaşam alanıdır.
Bu nedenle halk plajlarında uygulanacak her düzenlemenin merkezinde insan ve kamu yararı bulunmalıdır.
Bir vatandaşın denize girebilmesi için mutlaka şezlong kiralaması veya belirli bir ücret ödemesi gerektiği yönünde bir algının oluşması, sosyal adalet açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Türkiye’nin ekonomik şartları ortadayken, dört kişilik bir ailenin yalnızca denize girebilmek ve birkaç saat sahilde vakit geçirebilmek için yüksek bir bedelle karşılaşması vatandaş açısından ciddi bir yük oluşturabilir.
Özellikle çocuklu aileler için bu durum daha da önemlidir.
Halk plajlarının temel amacı, toplumun farklı gelir gruplarından insanların deniz ve sahil alanlarından yararlanabilmesini sağlamaktır.
Bu nedenle yetkililerin vatandaşın şu sorusuna açık bir cevap vermesi gerekiyor:
“Halk plajı olarak kullanılan alanlarda vatandaşın ücretsiz olarak denize girebileceği bölümler var mı? Şezlong ve şemsiye ücretleri hangi kurala göre belirleniyor? Vatandaş kendi sandalyesini veya havlusunu kullanarak sahilden yararlanabiliyor mu?”
Bu soruların cevabı kamuoyuna açık biçimde verilmelidir.
Bir kentte denetim mekanizmasının varlığı kadar, vatandaşın o denetimi hissedebilmesi de önemlidir.
Vatandaş bir sorun yaşadığında ilgili kuruma başvuruyor ancak sonuç alamadığını düşünüyorsa burada iletişim ve denetim açısından yeniden değerlendirilmesi gereken bir durum vardır.
Zabıta ekipleri, belediyeler ve ilgili kamu kurumları arasında koordinasyon sağlanmalı; halk plajlarında hangi alanın hangi amaçla kullanıldığı açıkça belirtilmelidir.
Ücretli hizmet ile ücretsiz sahil kullanım alanları birbirinden net biçimde ayrılmalıdır.
Vatandaş, plaja girdiğinde nerede ücret ödeyeceğini, nerede ücretsiz olarak denize girebileceğini ve hangi hizmetin karşılığında ne kadar ücret alınacağını önceden bilmelidir.
Şeffaflık, kamu yönetiminin en önemli unsurlarından biridir.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Kocaali Belediyesi ve ilgili kurumların vatandaşlardan gelen bu tür şikâyetleri dikkate alarak halk plajlarında kapsamlı bir denetim ve bilgilendirme çalışması yapması önem taşıyor.
Vatandaşın hakkını ararken kapı kapı dolaşmak zorunda kalmadığı, hangi kurumun hangi konuda yetkili olduğunun açıkça belli olduğu bir sistem oluşturulmalıdır.
Halkın kullandığı sahillerde vatandaşın kendisini misafir gibi hissetmemesi gerekir.
Çünkü sahiller, toplumun ortak değeridir.
Deniz kimsenin özel mülkü değildir.
Sahil, yalnızca belirli bir kesimin kullanımına sunulabilecek bir ayrıcalık alanı olmamalıdır.
Elbette işletmelerin emeği, yatırımı ve sunduğu hizmetin bir karşılığı vardır. Ancak ticari faaliyet ile vatandaşın temel sahil kullanım hakkı arasında adil bir denge kurulması gerekir.
Kocaali’nin sahilleri hepimizin.
Çocuğundan yaşlısına, emeklisinden çalışanına, öğrencisinden dar gelirli ailesine kadar herkesin denizden ve sahilden yararlanabilmesi gerekiyor.
Vatandaşın beklentisi çok büyük değil.
Temiz bir sahil, güvenli bir deniz, düzenli bir çevre ve adil bir kullanım hakkı…
Kimse hizmet verilmesine karşı değil. Kimse işletmecinin emeğini yok saymıyor. Ancak vatandaşın da “Halk plajı” denilen bir alanda kendisini yalnızca ödeme yaptığı zaman değerli hissedeceği bir uygulamayla karşılaşmak istemediği açık.
Bu nedenle yetkililere düşen görev, vatandaşın kafasındaki soru işaretlerini ortadan kaldırmaktır.
Halk plajı nedir?
Vatandaş hangi şartlarda ücretsiz olarak denize girebilir?
Şezlong ve şemsiye ücretleri hangi mevzuata göre belirlenmektedir?
Denetim hangi kurum tarafından yapılmaktadır?
Vatandaşın şikâyeti olduğunda nereye başvurması gerekir?
Bu soruların cevapları açıklandığında tartışmaların da önemli ölçüde sona ereceği düşünülüyor.
Çünkü mesele yalnızca bir şezlong ücreti değildir.
Mesele, vatandaşın kendi ülkesinde ve kendi sahilinde kendisini ne kadar özgür, eşit ve değerli hissettiğidir.
Kocaali’nin denizi de sahili de güzeldir.
Dileğimiz, bu güzelliklerin herkes için erişilebilir, adil, temiz ve güvenli olmasıdır.
Halkın plajı gerçekten halkın olsun; deniz, çocukların gülüşleriyle, ailelerin huzuruyla ve vatandaşın gönül rahatlığıyla buluşsun.
www.cavdarmedya.com.tr




