Çavdar Medya, tiyatro dünyasının başarılı oyuncu, yazar ve yönetmenlerinden Cüneyt İngiz ile bir araya geldi. Usta sanatçı Lale Oraloğlu’nun tedrisatından geçerek Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarından mezun olan, kurucusu olduğu Tezat Sanat çatısı altında ulusal ve uluslararası pek çok başarıya imza atan İngiz; sanata başlama hikâyesini, ödüllü projelerini ve izleyicide derin izler bırakan “Heim-Bir Göç Hikâyesi” oyununun bilinmeyenlerini Çavdar Medya’ya anlattı.
İşte babasının gerçek yaşam öyküsünü sahneye taşıyan ve yeni sezonda “Sığınak” adlı sürpriz projesiyle adından söz ettirmeye hazırlanan Cüneyt İngiz ile gerçekleştirdiğimiz o özel röportaj:
Cüneyt Bey, okuyucularımız için kendinizden kısaca bahseder misiniz? Tiyatro ile ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu; bu serüven hayatınızda nasıl başladı?
Cüneyt İngiz: Tabii ki. Ben 1993 yılında liseyi bitirdikten sonra tiyatro ile profesyonel anlamda tanıştım. Daha öncesinde okul tiyatrolarında görev alsam da gerçek anlamda tiyatroya 1993 yılında Müjdat Gezen’in Üsküdar’da, Capitol AVM’de kurduğu tiyatrosunda palyaço tiyatrosu ile oyunculuğa başladım. Müjdat hocam bizi kısa bir eğitimden sonra sahneye taşıdı. O dönemde askerliğini yapan, bugün ünlü bir sanatçı olan Şafak Sezer de bizimle birlikteydi. Yaklaşık bir yıl Müjdat Gezen Usta’nın tiyatrosunda oynadım. Bu sırada yeni çocuk oyunları yazıp Müjdat hocama sundum; beğendi ve sahnelememi istedi.
Bir yılın sonunda aynı salonda çocuk oyunları oynayan bir çocuk tiyatrosu ile anlaştım. Onlarla altı çocuk oyununda ve Haldun Taner’in “Vatan Kurtaran Şaban” oyununda rol aldım. Bu tiyatroda oynayan bir arkadaşım, Lale Oraloğlu’nun turne tiyatrosu için oyuncu aradığını söyledi. Ben başta katılmayı düşünmedim. Arkadaşım en azından onunla gitmemi, yanında olmamı istedi.
Bir sabah beraberce gittik. Kalabalık bir grup vardı. Lale Hanım odasından çıktı, kalabalığa baktı ve oyun metnini bana vererek çalışmamı, on beş gün sonra oyun olduğunu söyledi. Büyük ustayla ölümüne kadar sürecek olan usta-çırak, patron-işçi, hoca-öğrenci ve sonunda anne-oğul ilişkimiz böylece başladı.
Lale Hanım bir yandan beni eğitirken, birkaç yıl sonra konservatuvar okumam gerektiğini söyleyerek yetenek sınavlarına hazırladı. 1998 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünü kazandım. Dört yıl orada okudum ve mezun oldum.
İstanbul’a döndüğümde birçok özel tiyatroda oynadım: Levent Kırca & Oya Başar Tiyatrosu, Ferdi Merter Tiyatrosu, Tevfik Gelenbe Tiyatrosu, Mehtap Ar Çocuk Tiyatrosu ve Çığa Sanat.
2018 yılında oynadığım son tiyatro ekibindeki utanç verici sanat başarısızlığı nedeniyle Tezat Sanat tiyatromu kurdum. Bu konuda eşim Burcu İngiz de bana çok destek oldu. Uzun zamandır üzerinde çalıştığım “Anılarla Atatürk” oyunumuzu Senem Cevher’in yönetmenliğinde sahneye taşıdık. Oyun yurt içinde ve yurt dışında büyük ilgi gördü. Pandemiye rağmen oynamaya devam ettik ve Tiyatro Gazetesi Anadolu Tiyatro Ödülleri’nde “Emek Başarı Ödülü” aldık. Sonrasında Cumhuriyetin 100. yılı için yazdığım “Çanakkale’den Kurtuluş’a 100 Yıl” oyunumla İsviçre’de prömiyer yaparak İstanbul ve Anadolu’da oyunumuzu oynadık. Pandemide kaleme aldığım “Birazcık Su Lütfen” çocuk oyunumuz da İstanbul’da sahnelendi.
Son olarak babamla yaptığım röportajlarla kaleme aldığım, aslında babamın hayatının bir kısmını anlatan “Heim-Bir Göç Hikâyesi” oyunumu sahneye taşıdım. Oyunumuz halen devam ediyor.
Heim oyunu, izleyicide çok derin ve farklı bir iz bırakıyor. Oyunu sahnelerken aslında kendi benliğinizi, kendi hikâyenizi mi oynuyorsunuz? Karakterle aranızdaki o bağı nasıl kurdunuz?
Cüneyt İngiz: Heim benim için çok özel bir oyun. Başta babamla yaptığımız uzun röportajlar sayesinde, babamla hayatının son döneminde çok daha yakınlaştık. Bu nedenle benim için duygusal yönü çok ağır ve kıymetli. Babamın ölümünden sonra bile halen on altı, on yedi saatlik ses kayıtlarını açıp babamı dinliyorum; ona olan özlemimi gideriyorum.
Oyunda aslında babamı anlatıyorum. Ama tabii bir yerde babamı, kendimi, ağabeyimi ve diğer bütün kişileri üzerime giyiyorum. Üstelik yaşanan olayların çoğunun şahidi olduğum için daha da içselleştirebiliyorum. En önemli detay ise o zamanlar bir çocuk ya da genç olarak bakış açımın, babamın gözüyle bakınca ne kadar farklı olduğuydu. Çocukken babamın yaşadıklarını çok daha yüzeysel görüyormuşum. Oysa oyunda tam da babamın duyguları ve düşünceleri içinde olaylara bakıyorum. This de bende çok ciddi bir farkındalık yaratıyor.
Provalarda Ali Yaylı ile çalışırken sık sık provayı kesip sessizce durduğumuz anlar oldu. Bazen gözyaşı, bazen tebessüm ama her zaman uzun sessizlikler yaşadık. Çünkü bu farkındalık anları ikimizi de duygusal ve ruhsal olarak çok etkiliyordu. Sadece ben değil, Ali Yaylı da Almanya’ya giden ağabeyleri nedeniyle benzer farkındalıklar yaşıyordu; o da ağabeylerinin gözünden bakmaya başlamıştı. Gurbet her zaman insanların içinde derin bir yaradır. Ne vatanınıza ne de gittiğiniz ülkeye ait olabilirsiniz. İşte bu, insanın içinde çok büyük bir buhrandır. Aidiyet duygusu kaybolur; nereye, kime gideceğinizi bilemezsiniz.
Heim oyununu oynadığımız her yerde izleyenler bunu hissediyor. Mesele sadece Almanya değil aslında; bütün göçler travmatik izler bırakıyor.
Heim oyununun hikâyesinin temelinde babanızın gerçek hayat hikâyesi yatıyor. Babanızın yaşamından kesitleri kaleme alıp sahneye taşımak bir oyuncu ve evlat olarak nasıl bir duygu? Bu süreçte duygusal anlamda ne gibi zorluklar ya da güzellikler yaşadınız?
Cüneyt İngiz: Önceki soruda belirttiğim gibi, babamla uzun röportajlar sonunda bu oyunu kaleme aldım. Çalışmanın en önemli kısmı, yakın zamanda babamı kanserden kaybedeceğimi bilmeden, beraberce geçirdiğimiz o yakınlık oldu. Bir daha bu kadar uzun ve paylaşımlı zaman geçireceğimizi bilmeden on altı, on yedi saat konuştuk. O bana içini açtı, ben notlar aldım; hatırlayamadıklarımı hatırlattı. Babam çok iyi bir anlatıcıydı. Olayları ondan dinlerken o anın içinde yaşardık. Ben de sanırım bu yönünü kendime aldım; oyunlarımda bu yönümü kullanıyorum.
Kaleme alırken ve provalarda çok gözyaşı döktüm. Hele ki hastalandığında, provalara başladığımız anlarda çok duygusal anlar yaşadım. Onu kaybedeceğimi biliyordum. Ama yine de babamı sahneye taşıdığım için, onu bugün bile tiyatro ile yaşatabildiğim için çok mutluyum.
Hastanede yanında refakatçi kaldığım bir gece uykusundan uyandı, bana döndü, yanağımı okşadı ve “Bu oyun çok güzel olacak” dedi; sonra arkasını dönüp yine uyudu. Hastalığı sürecinde çok nadiren konuştuğu anlardan biriydi. O gün bütün gece ağladım ve kendime bir söz verdim: Bu oyunu mutlaka oynayacaktım.
Çok şükür ki bütün sezon oynadım ve her oyun sonunda babamı alkışlatma şansına eriştim. Önümüzdeki sezon da buna devam etmek istiyorum.
Yakın zamanda gerçekleştirdiğiniz Almanya turnesi nasıl geçti? Oradaki seyircinin oyuna olan yaklaşımı, gösterdiği reaksiyonlar nasıldı? Yurt dışı turnesinin size ve oyuna nasıl bir katkısı oldu?
Cüneyt İngiz: Evet, 5-6 Haziran tarihlerinde Köln Theater Tiefrot sahnesinde oyunumuzu oynadık. Bu vesileyle bana salonlarını açarak destek olan Volker Lippmann’a ve can arkadaşım Esin Eraydın’a çok teşekkür ederim.
Hem Almanlardan hem de Türklerden oluşan seyircimiz oyunu çok beğendi. Kendi hayatlarından kesitler buldular. Özellikle kendi aileleri ile bütünleşen; dedeleri, anneanneleri, anneleri, teyzeleri gibi aile fertlerinden dinledikleri hikâyeleri sahnede görünce çok duygulandılar. Oyun sırasında seyircinin “Ah evet böyle oldu”, “Bunu biz de yaşadık”, “Ya değil mi ama”, “Ah ah” yorumlarını duymak beni çok motive etti. Alman seyirciler, bizim gözümüzden hikâyeleri dinledikten sonra oyunun sonunda yanıma gelerek dönemi çok iyi anlattığımı belirttiler. Kendi açılarından değerlendirdikleri “misafir işçi” gerçeğini bir de işçilerin gözünden dinleyince nasıl bir çatışma içinde kaldıklarını anlattılar. Bu da benim için çok önemli bir geri bildirim oldu. İstediğim tam da buydu aslında.
Oyunumuz Almanya’da oynamaya devam edecek. Kasım ayında hikâyenin başladığı Bremen’e turneye gideceğiz. İşte o oyun sanırım benim için en özel gösterim olacak. Çünkü 1970 yılında Bremen’e misafir işçi olarak ayak basan babamı, 2026 yılında oğlu, yani ben aynı şehirde sanatçı olarak anlatacağım. Bu çok özel bir buluşma olacak; şu anda anlatırken bile heyecanlanıyorum. Kasım ya da aralık ayında yine Köln’de Heim oyunumuzu yoğun istek üzerine tekrar sahneleyeceğiz.
Şu an üzerinde çalıştığınız ya da hayata geçirmeyi planladığınız başka projeleriniz var mı? Önümüzdeki dönemde sanatseverleri ne gibi sürprizler bekliyor?
Cüneyt İngiz: İyi bir noktaya parmak bastınız. Evet, sürprizlerimiz var. Yeni sezon için çok çarpıcı bir oyun yazdım. “Sığınak” oyunu için çalışmalara başladık. Çok heyecan verici bir proje. Sanıyorum sahnelendiğinde çok ses getirecek. Nükleer bir felaket nedeniyle sığınakta yaşayan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Sürpriz olaylar ve finaliyle seyirciyi çok etkileyecek.
Masa başı provalarına başladık. Yüksek lisanstan hocam oyunun yönetmenliğini yapacak. Bu oyunda yalnız olmayacağım; yine yüksek lisanstan sınıf arkadaşım da ikinci oyuncu olarak yanımda yer alacak. Çok fazla detay vermeyeyim, sürpriz olsun.
Tabii ki yeni sezonda “Heim-Bir Göç Hikâyesi” oyunumuz da devam edecek. Geçen sezon sonunda sahnelediğimiz “Birazcık Su Lütfen” adlı çocuk oyunumuz da sahnede olmaya devam edecek.
@cüneytingiz




